Savunma: Erkeklerin Değer Yargılarına Karşı Çıkmak

Barbara Pade-Theisen

Sözlü savunmanın bir aspektini açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Ataerkil kültürümüzde biz kız ve kadınlar genellikle dünyaya geldiğimiz andan itibaren erkek egemen Medya ve diğer yapılar tarafından değerlendirilir, coğunluklada değeri düşürülürüz.

Bunun özgüvenimiz üzerinde tahrip edici, yıkıcı sonucları vardır.

Bir Alman Pedagog Rosi Stolz, batıda sürekli olarak maruz kaldığımız bu değerlendirme/değersizleştirme fenomeninin korkunçluğuna doğru bir açıklama getirdi: „Dünya üzerinde en az saygı gören insan grubu kız ve kadınlardır…Kız çocukları toplumun bazı kesimlerinde „fahişe“ olarak görülüyorlar…Birbirlerini bu şekilde yeriyorlar.. Dış görünüşlerine göre değerlendiriliyorlar ve dış görünüşlerinin herkes tarafından yorumlanıp değerlendirilmesi -olumlu yada olumsuz- özgüvenlerini azaltıyor ve onları dış görünüşlerinden ibaret olmaya indirgiyor.

Onur kusursuz bir kılıf gibidir. Yinede sürekli yargılanırsan bu kılıf tahrip edilir.

Böyledir, erkekler tarafından kadınlara yapılan tanımlamalar, kadınlara baş kaldırtmamanın önemli bir güç aracıdır. Binlerce yıldır türümüzün erkekleri tanımlama ve değerlendirme yüzsüzlüğünü yapmaktadır.

– onların görüşüne göre bir kadının ne olduğunu,

– hangi özelliklerinin olduğunu,

– hangi eksikliklerinin olduğunu,

– nasıl olması gerektiğini,

– nasıl davranmaması gerektiğini,

– ne hakkının olduğunu,

– neye ihtiyacının olmadığını

ve – batının son modası- erkeklere cekici görünmek icin nasıl görünmeleri, ne giymeleri, giysilerinin hangi renkte olması gerektığını (kızlara sadece pembe renk yakıştırma) ve en büyük asağılama gibi olmaktadır…

– sokaktaki herhangi bir kadından, bilim kadınına, öğretmenden, siyasetçiye, bir kadının sexy (cinsel anlamda erkeklere çekici) olup olmadığıdır.

Bu tür sözlü bombardımanlara binlerce kadın odaklı küfür ve kadınları aşağılayıcı sözler eşlik ediyor. Ve erkekler tarafından kadınlar hakkında yazılmış binlerce kitapta bu aşağılayıcı ideoloji toplanmış, dünyadaki kütüphanelerin tamamını doldurabilir.

En büyük dileğim kızlarımızı ve kız torunlarımızı bu çöp propagandasından tutabildiğimiz kadar uzak tutmamız, her zaman ve heryerde oldugu için eğer bu mümkün değilsede bu kibirli değerlendirmelerin/müdahalelerin saygısızlığıyla ilgili gözlerini açmamızdır.

 

Ne yapabiliriz? Birçok şey…

-mesela değerlendirme/değersizleştirmelerin hakkımızda yargılamaların içeriğine girmeden yani savunmaya geçmeden sakin ve kararlı bir şekilde benimle ilgili fikir beyan etme hakkını nerden aldığını sormaya karar verebiliriz.

Fransız Devrimi`nden tanıdığımız kız kardeşimiz Olympe de Gouge ´u hatırlıyorum.

Özgürlük-Eşitlik ve Kardeşlik çağrılarının sadece erkek kardeşleri kastettiğini ve kadınları acımasızca ekarte ettiğini yaşadıktan sonra 1791 de „Kadının ve kadın yurttaşın haklarının beyanı“nı yazdı. Önsözden alıntı yapıyorum:

„Kadın özgür doğar ve erkekle her hak konusunda eşittir“. Adam adil olmak için bu kadarmı yeteneksizsin? Sana bir kadın şu soruyu soruyor: Bana söyle, sana benim cinsiyetimi ezmek için kendini yüceltici gücü kim verdi?

Doğayı tüm heybetiyle gözden geçir, cesaretin varsa bu zalim egemenliğe bir örnek bul. Doğanın düzeninde cinsiyetleri ara…Heryerde uyumlu bir topluluk içinde calışırlar…Sadece erkek…en uç noktada bir belirsizlik ile despot bir şekilde tüm entellektüel becerilere sahip diger cinsiyete hükmetmek istiyor.

Bu tip bir „değerlendirme“ sonrasında bu türden karşı bir soruyla tepki vermeyi başarırsak dışardan yönetilen bir nesneden kendi kararlarını veren bir özneye dönüşebiliriz. Buda aktif bir özsavunmaya esdeğerdedir. Çünkü böyle olunca kibirli „değerlendirmelerini“ bize açıklama sırası erkekte olacaktır. Bizlerse nesneleştirilmemize izin vermemiş olacağız.

Burada bir kısıtlama yapmam gerekiyor. Değerlendirmeler bizde iki insan arasındaki ataerkil ilişkilerin ifadesidir.

Bu hiyerarşi her seferinde kabullendiğimiz ama hoş olmayan bir değerlendirme üretir. Ama değerlendiren ve değerlendirilen arasında bir bağımlılık ilişkisi var ise (örneğin şiddet uygulayan erkek ve karısı yada işveren ve işçisi kadın) herzaman kendimizi savunmamız konusunda özgür olmayız. Bu durumda adil olmasada bu değerlendirmeyi böyle kabullenmek kalıyor sadece. Ama hala müthiş bir hayal gücüne sahip bir aklımız var. Böylelikle örneğin bizi saran koruma kılıfımızdaki zarar gören yeri kapatıp onurumuzu beyinlerimizde tekrar oluşturduğumuzu düşünebiliriz. Çünkü düşünceler özgürdür!!!

Sözlü saldırılara karşı güç bulmada cesaret gösterebilmek için diğer kadınlardan oluşan birlikte hareket edebileceğimiz kendimizle ilişkimizi yeniden bulacağımız ve aramızda saygılı bir ilişki geliştirebileceğimiz, kendimize daha güvenli olacağımız ve kendimizi taniyacagimiz bir gruba ihtiyacimiz var. Böyle bir grup kuralim! Batıda bu kolay degil, cünkü zihnimiz üzerinden bize değer biçilen sözüm ona hayatımızın tek önemli ilişkisi olan bir erkekle romantik ilişkiye ayarlıdır. Tam aksi tecrübeler yaşamış olamalarına rağmen hala hayatın bu anlamına inanan kadın sayısı çok.

Ayrıca benim görüşüme göre aktif bir savunma için gerekli olan cesaretimizi ve özgüvenimizi güçlendirmek icin kadınlar olarak tarihimizi bilmemizde önemlidir.

Bu konuda siz avantajlısınız. Çünkü Abdullah Öcalan neolitik çağda anaerkil kürt toplum düzeniniz üzerine yazdı. Biz Almanya`da sadece birkaç yüz kadın olarak „Eski Avrupa“ veya „Donau medeniyeti“ diyede adlandırılan neolitik anaerkil çağ mirasımızın bilincindeyiz.

Ama hepimiz eski zamanlarda kadınlar tarafından doğurulmuş kadın ve erkeklerin annelerin şefkat  anlayışı ile cinsiyetlerin eşit düzeyde ve kuşakların tüm davranışlarında sevgi ve barış ile hareket ettiği zamanlarla gurur duyabiliriz.

Umarım okuyuculara sözlü savunma konusundaki düsüncelerimle Jineolojiden ilham vermişimdir. Tüm kadınlara Almanya`dan içten selamlarımı gönderiyorum.

Schreibe einen Kommentar