KAYBEDİLENİ KAYBEDİLEN YERDE ARAMAK-1

ZİLAN SU

Karmaşıklaşan hayat bağları, anlam yitimine uğrayan zamanın bir sonucu olsa gerek. Mekanı zamandan menkul, zamanı anlamdan yoksun tarih anlayışının şimdiye ışık olmayacağı ise bir gerçek. Yalınlığın merkezi iken kördüğüm olmuş sorunların mekanı haline getirilen Ortadoğu’da zaman bir oluş’u ifade etmiyor, adeta geriye sarıyor, tükeniyor. Yalın zamanların mekanı olan bu coğrafya epeydir sorun yaratan ve bu sorunlardan nem alanan yabancıların istilası altında. Yalınlık uzak bir hayal gibi. Her an’a katliamların yazıldığı bir tarih yanıbaşımızda. Oysa Şat-ul Arap’tan Çatalhöyük’e, Hewreman’dan Tel Xhalaf’a uzanan tarihin kutsal mekanlarında bu coğrafyanın öz değerlerini yaratan tanrıçaların gözü üzerimizde. O tanrıçaları anlamak için her şeyden önce kadınların, halkların, etnisitelerin direniş geleneğini doğru okumak ve hafızasını doğru ele almak gerekiyor. Hafızanın başlangıcına doğru yol alırken şimdinin devlet ve iktidar eksenli bireyini çözümlemek, “Bireyin toplum, toplumun birey” olduğu gerçeğinden hareketle tarih ile şimdi arasındaki diyalektiği çözmek gerekiyor.

Yabancılaşmanın en üst düzeyde yaşandığı Ortadoğu’da toplumundan ve tarihinden kaçan birey gerçeği, öz değerlerimizi tehdit eden en temel sorundur.Hakikatin temel momenti olan toplumsal gelişim de bununla bağlantılı olarak başarılamıyor. İnsanların kafasında yaratılan geri, kapalı, ölüme sevdalı, ilkel, yaşamayı bilmeyen, bilinçsiz Ortadoğulu imajı ise hegemonyayı elinde bulunduran güçlerin bilinçli bir politikası oluyor. Çünkü böylesi bir imaj bireyin aidiyet duygusunu zedelediği gibi köklerini araştırma, toplumsal gelişimini sağlama ve tarih ile buluşma arayışını engelliyor. Köklerinden ve toplumundan kopuk olan birey ise ya varolan saldırılar karşısında daha fazla tutuculaşıyor ya da öz değerlerinden kaçıyor. Bu nedenle Ortadoğulu olmanın bir ayrıcalık olduğunu belirten ve bununla gurur duyan entellektüeller çok azdır. Hepsi daha çok batılı olma arayışı içinde olan ve öz değerlerine oryantalist bir şekilde yaklaşan bir kesimi oluşturmaktadır. Toplumsal değerlerinden, ana kültüründen kaçan birey aynı zamanda bilgelikten kaçmakta, büyük bir anlam yitimi yaşamaktadır. Tüm bu politikalara rağmen Ortadoğu’da kendine has bir şekilde diyalektiğini sürdüren bir akış sözkonusudur. Bu evrensel tarihin içinde mekanıyla ve taşıdığı değerlerle merkez rolü oynamasını da sağlayan bir akıştır.

Verimli Hilal olarak da adlandırılan Toros-Zagros dağ sisteminin etekleri ile oraya komşu olan çöl bölgeleri bu akışın kaynağıdır. Güvenlik, beslenme ve üreme temelinde belli bir yaşam arayışı olan insanlık için bu kavis her zaman temel bir durak olmuştur. Buzul çağının sona ermesi ile kalıcılığı imkan dahiline koyan koşullara erişildiği gibi insanın tarihinde önemli bir eşiğin aşılması mümkün olmuştur. Böylesi bir coğrafyaya sahip olan Ortadoğu herhangi bir toprak parçası değildir. Evrensel tarihin temel mekanlarındanbiridir.

Tarihi son iki yüzyıl yada beş bin yıllık zaman dilimiyle sınırlı ele almak demokratik bir toplumsallaşmanın önünde engel olan temel çelişkinin ne olduğuna doğru anlam verememeyi de beraberinde getirmektedir. Özellikle tarih okumalarını beş bin yıllık erkek egemenlikçi sistemin anlayışıyla başlatmak ya da son birkaç yüzyılda Ortadoğu’da yaşanan karmaşadan yola çıkarak tarihi yorumlamak ezbere bir yaklaşım olur. “Şimdi” de yaşanan alt-üst oluşların çözümlenememesi de bu yaklaşımın bir sonucudur. Bu açıdan temel çelişkiyi Hegel’in köle-egemen anlayışının aksine köle kadın-kurnaz erkek çelişkisi üzerine kuran ReberApo çelişkiyi bu açıdan çözmenin ve kadın devrimi ile çıkış yapmanın önemine işaret etmektedir. Toplumsallaşmaya kaynaklık eden tarım-köy devrimini gerçekleştiren kadın eksenli değerlerin günümüze kadar sürdüğüne vurgu yapan Reber Apo Ortadoğu’da gerçek dönüşümün tıpkı tarihin başlangıcındaki gibi bir kadın devrimi ile sağlanacağını belirtmektedir. Çünkü evrensel tarihi sosyolojik ve felsefik bir temelde ele almakta ve insanlığın ilk çelişkisinin ne olduğuna açıklık getirmektedir.

Bu nedenle Ortadoğu’da gerçekleşecek olan bir kadın devrimi tarihin gerçek anlamına kavuşmasını sağlayacağı gibi bir oluş halinde olan zamanın akışını da özgürleştirecektir. Kaybedileni kaybedilen yerde aramak diyalektiği temelinde kadınların öncülüğünde ilk yaratımlarının mekanı olan Zagros eteklerinde bugün gerçekleşen kadın devrimi hayatın sonsuz anlamına bir saygı duruşu anlamını ihtiva etmektedir.

 

Schreibe einen Kommentar