Kadın Olmanın Hazzını Yaşamak

Zozan Sima

Krizli bir kimlik bizimkisi. O yüzden kendin olmaya karar vermek kavgaya hazır olmayı gerekli kılar. Hem de ne yaman bir kavga. O kadar çok kurum, kişi, duygu, düşünce ve inanç var ki kendimiz olmayı önleyen. İlk kavgayı ise kendimizle vermek durumunda kalırız. Mutluymuş, seviyormuş, istiyormuş gibi yapmamak. Üzülmemiş, kırılmamış, darılmamış gibi yapmamak… Yani “mış gibi” yaptığımız hiçbir şeyi yapmamak. Çünkü bunlar bizi mutlu eden, kızdıran, sevindiren, üzen şeylerin bize mi yoksa başkalarına mı ait olduğunun ayırdına varamaz hale getirir. Ve elbette zorunda kalma halleri. Paran olmadığı, cesaretin olmadığı, destekleyecek arkadaşların, ailen olmadığı, bilgin, silahın olmadığı için katlanmaya mecbur kalışlar. Hep ölüm gösterildiğinden sıtmaya, ehven-şer halinden kötünün iyisini seçmeye mecbur kalmak. Mecburiyetler öylesine işler ki kararlarımıza, bazen mecbur olup olmadığımız halde öyle düşünürüz. Bir de kaybetme korkularını eklemeliyiz buna. Arkadaşları kaybetmek, sevgiliyi kaybetmek, çocukları kaybetmek, aileyi kaybetmek, evini kaybetmek, mesleğini kaybetmek. Kaybetmemek uğruna kendimizden verdiğimiz ödünler kendimizi kaybetmemize yol açar sonunda. Kendini keşfetmek arkeologların kırık bir parça testiden o testiyi yapan elin, kişinin, toplumun, kültürün izini süremesine benzer bu yüzden. Harebeye dönmüş bir höyükte büyük bir uygarlığı keşfetmeye. Üstelik bir de yeniden inşa etmeye kalkmak. Kendin olmak bir özgürlük arayışı ve istemi ile başlar. Rosa Luxemburg’un hareket edince farkedeceğimizi söylediği zincirlerin farkına varışla.

Özgürlüğün bir çok tarifi yapılır. Göklerde kuşlar gibi uçmak, seni bağlayacak hiçbir bağın olmaması, üzerinde hiçbir baskı ve otoritenin olmaması, istediğini yapabilmekte serbest olma ve daha nice tanım. Bence en güzel tanım akıllı bir varlığın seçebilme imkanına sahip olması, seçim yapma gücünü ve iradesini göstermesidir. Seçeneklerin bir kısmı hayat tarafından önümüze serilirken büyük bir kısmı mücadele ile kazanılır. Bazen seçenekler yoktur ya da bize seçenek olarak sunulanlar en kötüleridir. Bazen seçenekler vardır ama onları gerçekleştirecek imkan ve koşullar yoktur. Bazen ikisi de vardır ama kırılan irademiz, öğrenilmiş çaresizlik halimiz, sömürülen duygularımız basiretimizi öyle bağlar ki bizler seçeneklerimizi doğru değerlendiremeyiz.

Eğer kendin olmak seçimler yapabilmek, neyi istediğini neyi istemediğini, neyi sevdiğini neyi sevmediğini, neyi yapıp neyi yapmayacağına karar vermekse biz kadınlar bunun zorluklarını çok yoğun yaşarız. Hepimizin kendi özgünlüğünde karşılaştığı seçeneksizlik ve dolayısıyla özgürlüksüzlük hali kadınlık kimliğinin yaşanma biçimlerinin sınırlarını çizer. Kadın kimliğinin krizli halinin altında kadınlığı deneyimleme biçimlerimizdeki arızalar belirleyici olur. Kriz ve arızayı yaratan nedir? Doğamızla, varlığımızla çelişik bir yaşamı kim sardı başımıza? Bize uymayan elbiseleri kim dikti de giydirdi? Parçalamak istediğimiz kafeslere nasıl hapsolduk? Bizi hareketsiz kılan ağlara nasıl takıldık?

Kadınlık bir akışkan enerjili hal… Bu nedenle tüm akışkan enerjiler gibi kaplardan taşmak, bentleri parçalamak ve sınırları aşmayı hedefler. Akışkanların hareketleri ve enerjileri üzerine düşünelim. Akışı besleyecek kaynaklar, akmayı sağlayacak kanallar olmadığında akışkanlık kalkar ortadan. Kaynaktan beslenmeyen bir akışkan erkenden kurur, buharlaşır, donar. Bunun için kaynaktan gelen akışı durdurmak, olmuyorsa azaltmak, yönünü değiştirmek de bir yöntem. Akacak kanal bulamayan bir akışkan dağılır. Sonuçta yine kurur, donar ya da sönümlenir. Akışkan halini koruyamaz. Ya da kanalın önü kapanmışsa birikip patlayabilir. Kaynağından beslenmeyip, akacak kanalını bulamadığında ise durgunlaşır. Hangi kaba konulursa onun şeklini alır. Bazen de içinde biriken başka maddelerle yapısı değişir. Eğer akışkanımız suysa çürür, kokar ve hem kendine hem çevresine zararlı hale gelir.

Kadınlığın da bu hallerini düşünelim. Bir kaynak gibi besleneceğimiz tarihten, yaşamımızı anlamlı kılacak bilgiden koptuğumuzda nereden geldiğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu bilemez hale geliririz. Arınma ve yenilenme imkanı bulmayız. Enerjimiz akacak kanal bulamadığında heba olur. Bitmek tükenmek bilmez ve değeri görülmeyen ev işlerinde, kendimizi kanıtlamak ve beğenilmek durumunda olduğumuz hissi altında heba olur. Zamanımızı, bedenimizi, düşünce ve duygularımızı sömüren ataerkil ve kapitalist parazitler de çalar enerjimizi. Saçlarımız süpürge olur kadir kıymet bilmezlerin elinde. Bazen de donup kalırız. Kımıldayamaz, karar veremez, cesaret edemez hale geliriz. Bazen o enerjimizi hapseden engellere patlarız. Öfke nöbetleri, sinir krizleriyle kendini vurur dışarı. Psikoloji bilimi kendisini bunun üzerine bina edip, bir de isim takmış bu hallere “histeri”. Ne de işlevli bir kavrammış! Kadınların her isyan, patlama halinin patolojik ifadesi oluvermiş. Onun bir tık üstü ise delilik. Bazen fiziki, bazen ruhsal intihar. Kadında ise enerji ağırlıklı olarak form haline, biçimselliğe gelmez. Enerjisi akışkan halini korur. Erkek formunda, kafesinde tutuklanmazsa, yaşam enerjisi olarak akışkanlığını sürdürür. Dondurulmamış kadındaki güzellik, şiirsellik, anlam potansiyeli, ağır basan bu enerji haliyle yakından bağlantılıdır. [1]

Enerjimizin nasıl hapsedildiğini de sormalıyız öyleyse. Nasıl razı olduk bu hale gelmeye? Öyle kolay suçlamalayalım büyük büyük nenelerimizi. Taşlarla öldürmekten, diri diri gömmeye, binbir bıçak darbesi ile delik deşik etmekten kafasına bir mermi sıkıp intihar etti demeye, yüzüne kezzap atmaktan deli diye kapatmaya, tecavüzle dayakla terbiye etmeye kadar binbir korkunç ceza uygulandı. Bir kadına uygulanan ama kulaktan kulağa, dillerde ballandıra ballandıra, medyada çarşaf çarşaf yayarak tüm kadınların ibret alacağı cezalar… Namusunu kurtaranların, karısının, kızının hakkından gelenlerin, terbiye edenlerin sırtları sıvandı, ödüller ve övgüler aldılar devletlerden, dinlerden, ataerkil sistemin ortaklarından. Ne de kahramanca bir iş yapmışlardı! Bir kadının kendisi hakkında karar almasını önleyerek diğer kadınlara da hadlerini bilmeleri gereğini göstermişlerdi. Yoksa nasıl dönecek sömürü çarkı.

Ama yetmedi. Daha da inceltmek zenginleştirmek gerekirdi bentleri, sınırları, kapları.  O zaman yeni yollar buldular. Detaycı zekasını, derin duygularını, keskin sezgilerini yanılttılar. Binbir yalan, oyun, fitne-fesat döndü bunun için. Sevgi sözleri, hediyeler, özürler, af dilemeler, yeminlerle yumuşatılırdı kalpler. Aşık rolünde, babacan şefkatle, ağabey korumacılığı ya da arkadaş canlılığı kılığında gelirdi cellatlar. Yoksa kim açardı kapıları, kim yardım yataklık yapardı katiline. Kim zırhlarını ve silahlarını kuşanmadan inerdi savaş meydanına. Uyarıcılar, uyandırıcılar, gözümüzdeki perdeleri sökecek birilerinin yanımızda olması bu nedenle önemlidir. Fiziken, ruhen, düşünsel olarak tek başımıza başetmekte zorlanacağımız örgütlü sistem karşısında bizlerinde örgütlü mücadele yürütmesi gerekir.

İşte bu yüzden kendimiz olabilmek kollektif bir mücadele. Tüm kadınların erkek egemenliğine karşı mücadele etmesi ve bu düzeni yıkmasını gerekli kılar. Ancak hepimiz kelimenin doğru anlamıyla “birey” olarak katılırsak bu mücadeleye sonuç alabiliriz. Kolektivite ancak kendisi olabilmiş, özneleşmeyi yaşamış olanların oluşturduğu ortaklıktır. Toplumsallık da bunu ifade eder. Kök hücersindeki ahlak ve politika, her bireyin ilke sahibi, fikir ve karar sahibi olması anlamı taşır. Dişi cinsiyette doğan her kız çocuğunu kaynağından koparan, enerjini kendi çıkarı için kullanan bir sisteme karşı xwebun (kendisi olmayı başarmış) her kadın bir çarkın kırılması anlamı taşır. Bunu başarmış her kadın bir kaynak, bir kanal olur kendisi ve diğer kadınlar için. Bentler yıkılır, kaplar kırılır, ağlar sökülür, kafeslerden kaçmanın imkanı sunulur. Mecburiyetlerden, korkulardan, çaresizliklerden kurtuluşumuza rehber olur, kadınlığın farklı deneyimlendiği somutlaşmaları serer gözlerimizin önüne. Bu nedenle kadınların kahraman olması zor olsa da, kahramanlaşmış her kadın ataerkil çarkı ve kapitalist sömürü sistemin bir yerine çomak sokmuş olur. Bir çarkın dahi durması, bozulması bazen binlerce, bazende milyonlarca kadının xwebun olmasını sağlar. Kadın olmanın gururunu, hazzını yaşamaktır kendin olmak….

[1]                    Abullah Öcalan-5. savunma

JINEOLOJI