„Kadın bilimi“ Jineolojî nedir / ne değildir?

Jinên Ciwan ên Azad Mannheim Frankfurt Genç Kadın yürüyüşüne çağrı — JINÊN CIWAN ÊN AZAD

Jineoloji (Kadın bilimi)

Dinamik bir tartışma ve bunun ulaşacağı sonuçlar üzerine oluşturulan disiplinlerle Kürt Kadın Hareketi’nin kadın hareketleri tarihine bırakacağı en güçlü miras olarak nitelendiriliyor. Dogmadan arınmış bilimin dinamik bir tartışma süreci istediği gerçeğinden hareketle 4 yıl önce eril/pozitivist sosyal bilim anlayışına karşı önerme olarak sunulan Jineoloji, kadın sosyal bilimi, kadın ekonomi bilimi, kadın tarihi bilimi, kadın siyaset bilimi, kadın cinselliği tarihi, kadın ve demografya vb. bilimsel dal yapılanmaları tartışmalarıyla, „Neden Jineoloji?“ sorularının cevabını veriyor.

Kadın diline/bilimine yeni bir kavram olarak giren Jineoloji, Türkçe’ye kadın bilimi olarak çevrilse de, çeviride anlam yitimine uğrayan bir kavram. Jineoloji yaklaşık dört yıl gibi bir zamandır Kürt kadını tarafından tartışılıyor. Kürt Kadın Hareketi’ni kadın hareketleri tarihine bırakacağı en güçlü miras olarak nitelenen Jineoloji, güçlü bir Kürt kadın öznesinin artık evrensel boyutta dünya sahnesine çıktığının ve önermelerde bulunduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın eril/pozitivist sosyal bilim anlayışına karşı geliştirdiği eleştiri ve önerilerden yola çıkarak Kürt kadınlarının bilim disiplinleri içinde ele aldığı bir kavram olarak şimdiden dünyanın bir çok bölgesinde kadın hareketleri içinde tartışılmaya başladı bile. Jineoloji’yi Nazan Üstündağ’ın „Jineoloji batı feminizminin içselleştirilmiş birey algısından farklı olarak hakikati toplumsal eyleyiş içine yerleştiriyor ve özneyi kolektif olarak yeniden inşa ediyor“ şeklinde yorumluyor. Kadın sosyal bilimi, kadın ekonomi bilimi, kadın tarihi bilimi, kadın siyaset bilimi, kadın cinselliği tarihi, kadın ve demografya vb. bilimsel dal yapılanmaları tartışmalarını başlatan Jineoloji dikkat çekici bir ilgi ile karşılanıyor. Yeni bir bilim alanı olan Jineoloji’nin neden gerekli olduğu ve bir bilim disiplini olarak tartışma ve kavramsallaştırma sürecini bizzat yürütücülerinin ağzından dinledik.

Giriş olarak Kadın Akademisi tarafından hazırlanan Jineoloji kitabında yer alan „Neden Jineoloji?“ başlığını olduğu gibi aktarıyoruz:

„Kelime olarak Jin ‚kadın‘, jîn; ‚yaşam‘ anlamına geliyor ve loji eki ise ‚bilim‘ anlamını veriyor. Jineoloji kelime anlamı olarak kadın-yaşam bilimi anlamını ifade ediyor. Kelime olarak jin ve jîn kelimelerinin benzerliği, içeriksel olarak da ayrılamayacak bir bağlılığı gösterir. Şimdiye değin açığa çıkan tüm arkeolojik çalışmalarda; toplumsallaşmayı yaratan temel öğenin kadın olduğu açığa çıktı. Toplumsallaşmayı ilk yaratan olay anne-çocuk ilişkisi oldu. Tarih boyunca en yoğun buluşların gerçekleştiği Neolitik dönemin insan yaşamında niteliksel sıçrayışlar yarattığı biliniyor.

Bütün bilimlerin yaratıcısı kadın

Kadının doğa ve yaşamla olan doğrudan bağı, yaşamın devamını sağlayan yaşamsal-duygusal zekası çokça gözlem yapmasına neden olmuştur. Bu gözlemleri bir boyutuyla yeni buluşları (bilimi), şifacılığı geliştirirken, diğer boyutuyla yaşamı devam ettirebilmek için koyduğu yaşamsal kuralları, disiplinleri oluşturmuştur. Gerçekleştirdiği bütün buluşlar ve yaşama dair koyduğu bütün kuralları(tabuları) toplumsal yaşamın devamlılığı, güvenliği için koymuştur. Elde edilen hiçbir bilgi, açığa çıkartılan hiç bir bilimsel buluş tekele ya da iktidarlaşmaya hizmet etmesi için kullanılmamıştır. Bütün bilimlerin yaratıcısı olmasına rağmen kadının bugünkü bilim dışı kalmışlığı oldukça düşündürücüdür.

Kadın nasıl sömürgeleştirildi?

Kadın, toplumun sadece fiziki olarak yarısını veya yarısından fazlasını oluşturmuyor. Kadın aynı zamanda toplumun ve toplumsal doğanın temel anlam gücünü oluşturuyor. Toplumsal yaşama anlam ve değer katan esas güç, kadının maddi ve manevi dünyasından süzülerek maddi ve manevi kültür gerçekliğini kazanan kadın doğasıdır. Toplumsal doğayı bundan uzak tanımlamak onu doğru tanımlamamak anlamına gelecektir. Bu açıdan kadın, doğası doğru tanımlamak onu doğru tanımlamamaktır. Bu açıdan kadın doğası, doğru tanımlanmadan toplumsal doğayı doğru tanımlamak mümkün değildir. „Kadın zihinsel, ruhsal, duygusal, fiziksel, sosyal, siyasal, ekonomik olarak neden, nasıl sömürgeleştirilmiştir?“ Bu soruya tam ve doğru bir cevap verilmeden kadın doğasını anlamak söz konusu olamaz. Bu anlaşıldıkça erkek egemenlikli sömürgeci zihniyet ve sistem de derinliğine anlaşılmış olacaktır. Kadını toplumda yer edinmiş ana, eş, sevgili, namus, statüleri içinden çıkararak ele almak gerekir. Bu noktada cinsellik ve aşka olgularının hakikate göre ele alınıp çözümlenmesi ve yeniden tanımlanması oldukça önemlidir.

Üstü örtülen bir tarih 

Erkek iktidar sistem tarafından doğal bir soy sürdürme, toplumsal doğayı-yaşamı devam ettirme eylemi olan cinsellik, kadını sömürgeleştirerek tüm toplumu sömürgeleştirmenin temel bir iktidar silahı haline getirilmiştir. Aşk yalanlarıyla bu silah daha da etkili kılınmış, ortaya vahşet bir kadın soykırımı çıkmıştır. Erkek iktidar sistem, sömürgeci ve vahşi karakterini aşk maskesi takarak örtbas etmeye çalışmış ve çalışmaktadır. Bu biçimde beş bin yıllık tecavüz kültürünün üstü örtülmektedir. Kapitalist modernite ile daha da tırmanışa geçen, tecavüz, cinayet, dayak, küfür, şiddetin her biçimi sevgi ve aşk sözcükleri ile karanlıkta tutulmaya çalışılmaktadır. Kapitalizm hiçbir dönemde olmadığı kadar kadını kapsamlı bir sömürgeleştirmeye tabi tutmaktadır. „Tüm emeklerin anası, ücretsiz emeğin sahibi, en düşük ücretli işçi, en çok işsiz, erkeğinin sınırsız iştah ve baskı kaynağı, düzenin çocuk doğurma makinesi, yetiştirme ebesi, reklam aracı, seks-porno aracı vb“ bu ifadeler kadının sömürgeleştirilme düzeyini ve kapsamını çok çarpıcı ortaya koyduğu gibi kapitalist sistemin korkunçluğunu ve azılı kadın düşmanı karakterini de çok net gözler önüne sermekte.

Kadın demokratik toplumun esas gücü 

Günümüzde kadın, hukuki eşitlik mücadelesinde ileri bir noktayı yakalamıştır. Ancak tehlikeli olan şu ki bu eşitlik anlayışının içeriği doldurulamamış, biçimsel bazı uygulamalarla kadını sistem ile uzlaşmaya çekmiştir. Kadını erkek egemen iktidar sistemi ile uzlaştırmıştır. Görünüşte kadın erkekle, insan hakları, siyasal, sosyal, ekonomik haklar bakımından eşit gibidir. „Peki, işin özü gerçekten öyle midir?“, „En büyük kandırma burada gizli değil midir?“ İşte yine bütün bu konular Jineoloji’nin araştırma ve çözümleme kapsamına giren konulardır. Kısacası iktidar uygarlığının ürettiği tüm toplumsal sorunların aşılmasında cins çelişkisinin çözülmesi ana çözüm durumundadır. Kadının özgürlüğü, eşitliği, demokratik siyaset yapma hakkı, kendisiyle ilgili tüm ilişkilerde söz ve irade hakkı tam sağlanmadan toplumsal özgürlük mümkün değildir.

Neden Feminizm yerine Jineoloji?

Kadın ahlaki politik yani demokratik toplumun esas gücünü oluşturmaktadır. Kadının yaşamla, toplumsal ve fiziki doğayla bağı, erkeğe oranla çok daha fazla gelişkindir. Bu kaynağını kadının gelişkin duygusal zekasından almaktadır. Tüm bilimlere olduğu gibi sosyal bilimlere de damgasını vurmuş erkeklik söyleminde de kadından bahseden satırlar, gerçekliğe hiç dokunmayan propagandatif yaklaşımlarla yüklüdür. Kadının gerçek statüsü bu söylemlerle tıpkı uygarlık tarihlerinin sınıf, sömürü, baskı ve işkenceyi ört-bas etmesi gibi belki de kırk kez örtülmektedir. Feminizm yerine Jineoloji (Kadın bilimi) kavramı amacı daha iyi karşılayabilir. Feminizmi de kapsayan kadın bilimine dayalı kadının özgürlük, eşitlik ve demokratik hareketi, açık ki toplumsal sorunların çözümünde başat rol oynayacaktır. Uygarlık öncesi ve dönemindeki karşıt toplumlarda bilgi ve bilim, ahlaki ve politik toplumun parçasıydı. Toplumun hayati çıkarları gerektirmedikçe, bilimin başka türlü kullanılması mümkün değildi. Bilgi ve bilimin tek amacı toplumun varoluşunu sürdürmek, korumak ve beslemek olabilirdi. Başka amacı düşünülemezdi. Uygarlık bu durumu kökten değiştirdi. Bilgi ve bilim üzerinde tekelini kurarak toplumdan kopardı. Toplum bilgi ve bilim yoksunu kılınırken, iktidar ve devlet güçleri bilgi ve bilimle alabildiğine güçlendiler. Bilgi üretenleri ve taşıyanları hanedanlıklara ve saraylara bağlayarak tekellerini sağlamlaştırdı.

Eril zihniyete köklü müdahalenin kaçınılmazlığı

Jineoloji tartışmaları Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinde kadın paradigması oluşumu diyebileceğimiz yeni bir evreye geçişinin büyülü kavramı özelliğini almış bulunuyor. Kadın zihniyet dünyasını inşa yöntem önermesi olan Jineoloji, egemen erkek zihniyeti ve tüm paradigmasal süreçlerine köklü müdahale anlamını içermektedir. Jineoloji, bu anlamda epistemolojik bir süreci işaret etmektedir. Kadının kadın bilgisine dolaysız biçimde ulaşması, kendi bilgisinin bilimsel üretimini gerçekleştirmesi, kadın bireyselliği ve kadın toplumsallığını yeniden oluşturacaktır. Kadına dair bilginin doğasına ve kaynağına kadınların kendi disiplinlerini oluşturarak oluşmasını, yorumlamasını ve anlamlandırılmasını ifade eden Jineoloji, bu paralelde egemen erkeğin bilgi üretim süreçlerine, yorumuna ve kavramına yönelik kuşku, eleştiri ve karşı arayış ile sürecini ilerletecektir. Kadın sosyal bilimi, kadın ekonomi bilimi, kadın tarihi bilimi, kadın siyaset bilimi, kadın cinselliği tarihi, kadın ve demografya vb. bilimsel dal yapılanmaları tartışmalarını başlatan Jineoloji dikkat çekici bir ilgi ile karşılanıyor. Jineoloji’nin çıkış noktası, amacı ve kapsamına dair tartışmalar hala sürmekle birlikte şimdiye kadar tüm belirlemelerin somutlaştığı görülüyor.

Nedenleri bu şekilde anlatılan Jineoloji’nin disiplinler arası bağlantı ve düşünsel ve uygulama alanlarını bundan sonraki dört bölümde Jineoloji alanında uzun süredir çalışma yürüten kadınlar anlatıyor. Jineoloji önümüzdeki yıllarda kadın hareketi içinde yoğunca tartışılacak bir gündem olacak gibi görünüyor.

Schreibe einen Kommentar