İran Devletinin Demografya Politikaları

Armanc Sarya

İnsan nüfusu en önemli toplumsal konulardan biri ve günümüzde bir sorun haline gelmiş durumda. Doğal toplum zamanlarında kadınlar kendi bilgeliklerinden yola çıkarak doğumu kontrol altına almayı biliyorlardı. İnsan nüfusunun doğru dengesini sağlayan kadın bilgeliği olmuştu. Toplumlar iktidarların müdahalesi olmadığı müddetçe kendisi için neyin iyi ve doğru olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bir klan ya da köy nüfusunu ekonomisini, yaşam mekanlarını, güvenliğini, sağlığını,  yani günümüz deyimiyle yaşam kalitesini gözden geçirerek kontrol altına alabiliyordu. Kadın bunun öncülüğünü yapıyordu. Açıkçası bundan bin yıllarca önce insanlar dengeli bir nüfus anlayışının etik ve estetik bilgeliğine sahipti.

Ancak iktidarlar yapısı gereği tüm gücü elinde tutma dürtüsüyle, insan nüfusunu de sürekli kontrol altında tutmak istediler. Nüfusun kontrolünü ele almak elbette kadının gücüne ve bilgeliğine yapılan en büyük saldırılardan biriydi. Bu gün de tüm iktidarlar aynı dürtü ile hareket ediyorlar. Günümüzün ulus devletleri ise demografyanın gücünün fazlasıyla bilincinde olarak, bu konuda insan nüfusuna dair tüm hayati kararları kendi tekelleri elinde tutuyorlar. Bu devletlerden bir tanesi de İran devleti.

Bu gün İran devleti klişeleşmiş bir ulus devlet politikası olan daha fazla asker, daha fazla memur, daha fazla işçi, daha fazla genç nüfus için kadınları birer çocuk fabrikası yapmaya çalışıyor.  İran devleti birçok konuda kadın düşmanlığı yapan devletlerden bir tanesi olma şöhretine sahip. Dünyada kadın haklarının fazlasıyla çiğnendiği, kadının yaşamın birçok alanında yok sayıldığı, dini kullanarak kadına karşı her türlü insanlık dışı uygulamanın reva görüldüğü ülkelerden bir tanesi. Son yıllarda nüfus planlaması hususunda geliştirdiği uygulamalar ile kadın karşıtlığına her gün bir yenisini ekliyor. Bu uygulamalar İran devletinin dönemsel çıkarlarına göre değişiyor elbet. Bir göz atacak olursak;

Ayetullah Humeyni döneminde İran’da nüfus artışı teşvik edilmeye başlandı.  Amaç ise İran ordusunun sayısının 20 milyona ulaşmasıydı.  Daha çok çocuk daha çok asker demekti. Bunun için doğum oranını arttıran politikalar uygulanmaya başlandı. 8 yıl süren İran-Irak savaşı sonrası nüfus artışı bölgedeki birçok ülkeden daha fazlaydı. Ancak artan nüfus oranı başka açılardan ülkeyi zorlamaya başladı. Özellikle de ekonomik açıdan. Ülke içerisinde yaşanan bu sıkıntılı durum devlet tarafından yeni aile planlaması ile doğum kontrol uygulamalarının devreye sokulması ile giderilmeye çalışıldı. Ücretsiz doğum kontrol yöntemi dağıtımı İran’da gittikçe yaygınlaşmaya başladı. Gönüllü kısırlaştırma, küçük aile yapılanmasını teşvik eden söylemler ülkenin her yerine yayıldı. Bu dönemden sonra ise İran nüfusu düşüşe geçmeye başladı.

Mahmut Ahmedinecad döneminde ise azalmaya başlayan nüfus oranını yeniden yükseltmeye dönük sesler yükselmeye başladı. Bu konuda cumhurbaşkanın kendisi her doğacak çocuk başına bankalarda 950 dolarlık hesap açma sloganıyla doğum oranlarını arttırmaya dönük bir politikanın sinyallerini verdi. Hasan Ruhani ise 2016 yılında Kirmanşan’da Erdoğan ile yarışa girer gibi her kadına beş çocuk doğurmalarını salık vermeye başladı. Sanırım bu konuda çıtayı en çok arttıran Haşim Rafsancani oldu. Şia’lıktaki 12 imam mertebesine atıfta bulunmak için her kadının 12 çocuk sahibi olmasını söyledi. Son olarak İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney doğum kontrol planlamasının yanlış olduğunu fetva vermesi ile İran’da birçok yasaklama yürürlüğe girmeye başladı. 2014 yılından itibaren birçok yasak kanun hükmünde yasaya girmeyi başardı.

Mevcut durumda İran’da bu konuda kadınlara hiçbir söz hakkı tanınmıyor. Hâlbuki demografya konusunda gerçek söz ve karar hakkı kadında olduğu halde, dünya genelinde bu gerçek görmezden gelinirken, İran devlet politikaları da bu konuda oldukça kadın karşıtı uygulamalarla dolu.

Bazı uygulamalara bakacak olursak;

Anne karnındaki ceninin herhangi bir sakatlık durumu olmadığı müddetçe kürtaj kesinlikle yasak, şeriat kurallarına göre kürtaj cinayet olarak ele alınıyor.

Doğurganlık Oranlarını Arttırma ve Nüfus Azalımını Önlemeye Yönelik Kanun İran’da en çok kullanılan doğum kontrol yöntemi olduğuna inanılan ‚gönüllü kısırlaştırma’yı yasaklıyor.

Kadının doğum kontrolü hakkında karar verme hakkını reddederek, doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgiye ulaşması engelleniyor. Bu durumdan dolayı istenmeyen hamilelikler artıyor. Bu ise birçok kadının oldukça tehlikeli ve sağlıksız yöntemlerle kürtaja başvurması ve kendi sağlığını tehlikeye atması demek.

Daha önce aile ve nüfus planlama programı tarafından finanse edilen ve sağlık evleri tarafından dağıtılan prezervatiflere erişimin engellenmesi ile istenmeyen hamileliklerin ve çeşitli cinsel hastalıkların önü açılıyor.

Kadınlara yönelik cinsiyetçi uygulamalar sadece bununla sınırlı değil. Genç nüfus oranını arttırmak isteyen İran devleti kadınları çocuk doğurma makineleri gibi ele alarak, “Aileyi yüceltme kanunu” tarzında yasalarla çocuk sahibi olmayı tercih etmeyen kadınların önüne birçok cinsiyetçi uygulamalar koyuyor. Yasaya göre özel ve kamu kuruluşlarında belirli bir işe atama yaparken öncelik evli ve çocuklu erkeklere veriliyor. Sonra sırada evli ve çocuksuz erkekler yer alırken, ardından evli ve çocuklu kadınlar geliyor. Yani çocuğu olmayan kadınların çocuk yapmaları için ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durması engellenmek isteniyor. Tüm bunlara ek olarak kadınlar için boşanma da zorlaştırılıyor. Bir kadının boşanabilmesi için eşinin onu aldatması ya da cinsel açıdan bazı sorunlar yaşaması gibi bazı durumların tespit edilmesi gerekiyor ki kadın boşanabilsin. Bunlara “katlanılmaz zorunluklar” deniyor. Kadınlar bunları kanıtlayamazlarsa boşanamıyorlar ancak erkekler için boşanmak oldukça rahat.

Bu tür kadın düşmanı anlayış ve uygulamalara daha birçok örnek verebiliriz. İran’da yaşananlar dünya genelinde yaşananların sadece bir parçası. Dünya genelinde kadını kendi bedeni ve doğum gücü hakkında karar almasına izin vermeyen bu zihniyete karşı jineolojik bir bakış açısı ile karşı koymalıyız. Demografya jineoloji için oldukça temel konulardan bir tanesi. Çünkü doğum kadın bedeninde gerçekleşiyor, çünkü her doğum kadın için büyük bir sorumluluk. Yani annelik sadece biyolojik değil aynı zamanda sosyolojik bir durum. Yaşamsal birçok konuda olduğu gibi bu konu da asıl söz sahibi aslında kadın. Jineolojinin demografyaya bakış açısının temel esasları bu gerçeklere dayanıyor. Bu yüzden bizler için doğru ve yararlı demografik anlayış ve uygulama jineoloji temelli olmalı.

Schreibe einen Kommentar