Bütün Köyün Çocuklarının Anası

Hêja Zerya

Anne Xerma anatanrıça kültürünün kapsayıcılığını, paylaşımcılığını sembolize eden sade, umutları yüce, gelecek inancı güçlü, olgun ve mütevazı bir kadın. Gundor Köyü’nün toplumsallık ve kardeşlik duygularının yoğunlaştığı bilge bir kadın duruşu var. Êzidi, Müslüman; Arap, Kürt, Roman olsun, halkların ve inançların kardeşliğine yaşam deneyimiyle anlam katmış, yüreğinde büyütmüş ve yüceltmiş bir ana. Tüm kötülük tanrılarının çizdiği sınırlar, yarattığı düşmanlıklara meydan okuyan, anatanrıça kültürünün iz sürücülerinden olduğunu yaşamdan damıttıklarıyla, duygularının canlılığı, yüreğinin tazeliği, derinliği, yaşam ve insan duyarlılığı, diriliğiyle kanıtlayan bilgelik suyundan içmiş bir güzellik örneği. Temiz, doğru, iyi duyguların yayıcısı; güç kaynağı, özgürlük damarından beslenen bir köy anası…

Gundor Köyü uğruna mücadele ettiğimiz tarihsel toplum değerlerinin yaşam bulduğu bir köy. Neolitik toplumsallığın analık kültürü etrafında örülen ortak yaşamın bir sembolü gibi. Demokratik uygarlığın devletçi uygarlık saldırılarına karşı kendini nasıl koruduğu, yaşattığı ve kültürel bir zenginlik olarak bugüne taşıdığının göstergesi olarak yurtseverliğini inadına sürdürüyor. Uygarlık sisteminin kadına, kültürlere, tarihe, topluma dönük tüm saldırılarının örgütlenmesi IŞİD’e karşı direnmiş, mültecileşmeyi ölümün diğer bir yüzü olarak görerek toprağını terk etmemiş bir köy.

Neden mi böyle? Teorik tespitlerle değil, yaşamın diliyle anlatalım. Toplum mühendisliği yapmanın, halk adına yola çıkmanın sakıncalarını bize en iyi ve sadeliğiyle anlatan bir örnek olarak, toplumsallığın ölmediğinin, kadının analık kültürünün tüm ataerkil saldırılara karşı varlığını koruduğunun bir örneği olarak görelim ve birlikte yaşayalım.

Amude’nin Gundor Köyü halkların, inançların kardeşliğinin en güzel örneklerinden birini, binlerce yılın bir devamı olarak yaşatıyor. Sonradan edinilmiş bir duygu, düşünce ve kültür olarak değil, devletçi sistem yaklaşmadıkça, bozulmayan toplum, kadın ve halklar gerçeğinin iyi ve güzel yaşamı birlikte ören örneklerden biri olarak yaşatıyor. Köyde Müslüman Araplar, Müslüman ve Êzidi Kürtler ve Romanlar yaşıyor. Bayramlarını ortak kutluyor, kendi bayramları olarak görüyor, saygı duyuyor, sahipleniyorlar. Ölülerini aynı duyarlılıkla uğurluyor, denk gelen düğünlerini erteleyerek, acıların ve sevinçlerin ortaklığını, saygıyı ve sevgiyi derinleştiriyorlar. Müslüman Kürtler Êzidileri kendilerine kirve olarak seçiyorlar. Bu seçimle aynı ve bir kökenden geldiklerinin duygusunu korumanın güvencesini oluşturuyorlar. Devletli sistemin birbirine düşmanlaştırdığı, çatıştırarak zıtlaştırıp tarihsel düşmanlıkların kaynağına dönüştürmek istediği inançların çarpıtıldığı ve halkların özüne aykırı olduğu gerçeğini kanıtlıyorlar.

Gundor Köyü’nün tek şehidi Şehit Xelil, askerlik sürecinde ( Erka xwe Parastınê-Savunma Gücü ) iken, bir yıl dört ay önce Siluk’de şehit düştü. Şehadetinin üzerinden üç bayram geçmesine rağmen, Anne Xerma bayram kutlamıyor. Yasını inançların, halkların kardeşliğini sürdürmek, alternatif ve demokratik bir yaşamı örgütlemenin gücüne dönüştürmek istercesine, analık hissiyatında derinleşmek, paylaşımcılığı geliştirmek istiyor.

Bir gün bile birbirimize ‘qızulkurt’ demedik

Şehit Xelil Ahmed ve Anne Xerma’nın öyküsü yaşamak ve yaşatmak istediğimiz demokratik uygarlığın, demokratik ulusun ve sistemin kökünü oluşturuyor. Emekle, saygıyla, sevgiyle geliştirilen kardeşlik, analık duygusunu hiçbir gücün yenemeyeceği, yok edemeyeceği gerçeğini gösteriyor. Xelil Ahmed; Êzidi bir ailenin yedi erkek, altı kızkardeş olan on iki çocuğundan biri. Anne Xerma ise hiç çocuğu olmayan Müslüman bir ailenin tek kızı olarak büyümüş. Eşi ölen amca çocuğuyla evlenmiş, kendisinin hiç çocuğu olmamış, kardeş gibi büyüdükleri komşu Êzidi ailenin çocuklarından Xelil’i anne olarak sahiplenip kendi güzelliklerini katarak yetiştirmiş. Güçlü, zengin bir duygu dünyası, estetik bir duruşu, ahlaki olarak tüm güzellikleri yanında toplama potansiyeline sahip güzel bir ana olarak göz dolduruyor. Anne Xerma bütün bu süreçleri anlatırken, doğal toplumun ahlaki ve politik dünyası, toplumsallığı ve özgürlük dünyası canlanıyor insanın belleğinde: “ Müslüman bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Komşumuz olan Êzidi ailelerle hiçbir düşmanlığımız olmadı. Xelil’in ailesiyle tek bir aile gibiydik. Yediğimiz içtiğimiz ayrı düşmezdi. Herşeyimiz ortak, birbirimizi kardeş gibi sever, sahiplenirdik. Bir gün bile birbirimize ‘qızulkurt’ demedik. Onların bayramları bizim bayramımız, bizim bayramlarımız onların bayramıdır. Bütün köy bayramlarını birlikte karşılar, birlikte kutlar. Bugüne kadar köyde çözülmemiş bir sorun olmamış, kimsenin arasında bir düşmanlık yoktur. Xelil’imin acısı yeni ve ondan sonra benim için bayram yok, bayram kutlamıyoruz. Belki benim çocuğum olmadı, Xelil benim çocuğumdu, belki Xelil’imi kaybettim, ama bütün köyün çocukları benim çocuğumdur. Bütün köy beni sever ve ben de bütün köyün çocuklarının anasıyım.”

IŞİD saldırılarından sonra yaşanan göçlere karşı direnen ve çok az sayıda ailenin terkettiği köyün bir sembolü gibi olan Şehit Xelil’in kardeşleri uzun süre önce Avrupa’ya gitmişler, kendisi gitmemiş. Ailenin dayatmaları sonucu yine gitmek istememiş, Türkiye’ye gittiği halde geri gelmiş. Daha sonra yalnız kalan anne ve babanın da Avrupa’ya diğer çocuklarının yanına gittiğini söyleyen Anne Xerma, orada dahi kurdukları sofrada her zaman kendi yerlerinin olduğunu, sürekli birbirlerini arayıp sorduklarını söylüyor.

Köyde bir bakkal açan Xelil, tüm köyün çocuklarının uğrak noktası, sevgilisi gibidir. Tüm köyle ilişkileri vardır, sevilen sayılan biridir. Küçükle küçük büyükle büyük olduğunu söyleyen Anne Xerma’dan Şehit Xelil’i anlatmasını istedik. Konuşmadı, uzun uzun sohbetimizin arasında serpiştirdiği bu birkaç cümle dışında; “Anlatamam, yüreğim kaldırmaz, buna hazır değilim. Resimlerini görmeyeyim diye Xelil’in babası kaldırmış, ara sıra bakayım diye bir resim bırakmış” dedi. Şehit Xelil’in babası da başı önde aynı acıyı paylaştığını yansıtıyor, fazla konuşmuyor. Köydeki kardeşlik ortamından ve oluşturduğu kültürden bahsedince, bunun uzun dönem oluşmuş ve oturmuş bir kültür olduğunu, hiç kimsenin birbirini incitmediğini ve Xelil’in de bu kültürün bir parçası olduğunu, söylenen cümlelere ekledi.

Rojava’nın hangi kentine, köyüne gitseniz demokratik ulusun; tekçi, milliyetçi ulus devletçiliğin fakirleştirdiği topraklara nasıl zenginlik getirdiğini görüyoruz. Her kentin girişinde bu kültürel, politik zenginliğin değişik sembolleri, yazıları ile halkların özgürlük ve demokrasi dünyası yeniden tanımlanıyor, aydınlatılıyor. Serêkani halkların kardeşliğinin yerleşim yeri olarak anatanrıça kültürünün sembolü Tıl Xalaf’ın yanıbaşında ve bir devamcısı olarak “Halkların kardeşliğinin kenti” olarak tüm insanlığa kucak açıyor. Cadde ortaları palmiye ağaçlarıyla birlikte cami, kilise ve Êzidilerin kutsal mekanlarını sembolize eden minyatür yapılarla süslenmiş.

Aynı cephede varlığını ve geleceğini korumanın meşru ve özsavunmasını gerçekleştiren Rojava halkları; ortak yaşam, kardeşlik kültürünü binlerce yıllık demokratik uygarlık yaşamının bir ürünü olarak korumanın ve kalıcılaştırmanın mücadelesini veriyorlar. Gundor Köyü’nde yaşananı tüm insanlığın yaşayabileceği bir demokratik sistem olarak geliştirmek, demokratik ulusun tüm insanlığın kurtuluşunu müjdelediğini, analık kültürünün tüm insanlığı kucakladığını ve kucaklamaya devam edeceğini kanıtlıyorlar. Rojava devrimi ve mücadelesinin en çok da kadın etrafında gelişmesi, kendini ifadeye kavuşturması bu gerçekten besleniyor. Ana kadın toplumsallığı özgürlüğün kaynağı olmaya devam ediyor.

-Qızulkurt, Kürtçe küfür anlamında kötü söz demek.

4 Ekim 2016

Schreibe einen Kommentar